Metis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2009 Salı


"...İkincisi, heterojen unsurlar arasında yerel bağlantılar yaratmayı başarsak bile, sırf öngörülmemiş yeni bir ağ var diye toplumun bir bölümüne daha az baskıcı bir yapı kazandıramayız. Ortaya çıkan sonucun yapısı bir arada harmanlanan heterojen unsurların niteliğine bağlı olacaktır. İnternet üzerindeki topluluklarda bu durum gözlenebilir: İnternet üzerindeki topluluklar, bir yerden birçok yapısına dayalı iletişim araçlarının kitleselleştirilmesine maruz kalanlara kıyasla daha katmansızdır, fakat bütün siyasi kesimlerden - faşistler de dahil- herkes bu katmansızlaşmadan yararlanacağı için, bir bilgisayar ağının varlığı tek başına orada daha iyi bir dünyanın gelişeceğinin garantisi değildir. Son olarak, ağın karışımdaki payının arttırılması gerçekte de katmansızlaştırma yönünde bir etki yaratır, fakat yine de bu katmansızlaşmanın hızı ve yoğunluğu konusunda temkinli olmamız gerekir, özellikle de daha sonradan 'karışımdaki en katmansız unsurun, en katı yeniden katmanlılaşmayı getirdiğinin' doğru olduğu anlaşılırsa diye..."

15 Kasım 2009 Pazar


"-Sonunda Huzur-
..Habis olmayan kişinin yaşamında gördüğünüz şey sakinlik değildir; tam tersine, özellikle yalın ve bakir bir katılık ve hoşgörüsüzlüktür. Doğru nesneyi bulamayan sevgisi, ancak yanlış nesneye duyduğu nefretle ifade edebilir kendini ve bu da onun nefret ettiği şeye benzemesine yol açar. Burjuvazi hoşgörülüdür oysa, insanları oldukları gibi sever, çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedir."

19 Ocak 2009 Pazartesi


"..Annesinin ona henüz çocukken şu sözü öğretmiş olduğnu zannediyordu: Hiçbir olay, öncesinde yaydığı korku kadar kötü değildir. Ada bu sözlerin gerisini getiriyordu: Hiçbir şey, insanı tek başına kendi korkusuna teslim eden esenlik kadar kötü değildir."

1 Ocak 2009 Perşembe


20. Manyak değiliz ya, bizi doğrulayan, onaylayan bir deus ex machina (işleri ansızın yoluna koyuveren tanrısal müdahale) olsaydı eğer, sinik olmayacaktık. McLuhan Coca Cola makinesinin arkasından fırlayıverseydi, Zart Arn bizi çağırsaydı, diz çöktüğümüzde vahyi gerçekten duyabilseydik.. Bir sürü "keşke". Kaybettiğimiz (mugalataya yenik düştüğümüz ya da mugalatayla suçlanarak duymazdan gelindiğimiz, ya da düpedüz haksız olduğumuz) her tartışmadan sonra McLuhan'ın ortaya çıkmasını, Marx'ın hayaletini, Freud'un öbür dünyadan gelen sesini, herkesin duyabileceği (tercihan televizyondan yayınlanan) bir vahyi arzuladık. Bizden büyükçene bir oğlanın kabadayılığına boyun eğerken, "fezanın kendisini imha eden kuvveti" kullanacağımız günü bekledik.
21. Bizim gibilerin objet petit a'ya verdiği cevap bu işte: Megalomani ve sinizm. Objet petit a her zaman "o zaman ve orada"dır. "Bugün ve burada" yapılabilecek hiçbir şey, o arzuyu asla tatmin edemez. Gerçek ihtiyaçlar ve isteklerse tehlikelidir. Çünkü tatmin edilebilirler ya da tatmin edilmeyebilirler (ama asla "her zaman" ve "asla" değil; her zaman için "gösterilip de veirlmemiş olma" hissi orada olacaktır.) Ulaşılamaz arzuda ise böyle bir tehlike yoktur. Gösterilmiş birşey yoktur ki verilsin...

20 Aralık 2008 Cumartesi


..Dışarıda, karanlıktayızdır; evdeyse ışık vardır. Sofra hazırlanıyordur, yemek yeniyordur, birileri konuşuyordur. Kimseyi göremesek bile televizyonun odayı aydınlatan mavi ışığı evde bir hayatın sürüp gittiğini söyler bize. Dışarıda, yalnız ve karanlıkta olan için evden yayılan ışık, o anda kendisinin yoksun olduğunu düşündüğü her şeyin timsali gibi parıldar. "Uyanık kalan evde biri var," diyordur ışık; "sen orada boş düşler kurarken, burada devam eden bir hayat var."
Dışarıdakinin, eve dışarıdan bakanın yaşadığı bu. Ama ya içeridekiler, tren her gün aynı saatte evlerinin önünde durduğunda, aynı gürültüyle evlerinin sarstığında onlar ne yaşar? "Geceye açılmış bir gözdür ev," diyordu Bachelard, "görür, geceler, gözetler." Ama evde olanın, hayatının şu ya da bu anında mutlaka soracağı bir soru var: Ya ışık dışarıda, karanlık olan evse? Ya gözetleyen, geceleyen, gören dışarıda; gözetleyen evdeyse?..
..Her çocuk er geç aynı şeyi yaşar: Bir zaman gelir, onun için ev olmaktan çıkar ev. Ne erken çocuklukta olduğu gibi keşfedilecek bir dıştır artık, ne de dış dünyaya karşı sığınılacak bir iç. Tam olarak ne zaman yaşarız bunu: Evin dışarıya karşı bir sığınak olduğu kadar bir engel de olduğunu fark ettiğimiz an mı? Evin geçici, ana babamızın güçsüz, ölümlü olduğunu sezdiğimiz an mı? Yoksa evin bize bir iç dünya bağışlarken aynı zamanda büyük bir iç sıkıntısı da verdiğini, bir iç dünyası olmanın bedelinin bu iç sıkıntısı olduğunu fark ettiğimiz an mı?..